Paris’te 3 gece 4 gün : Yola çıkıyoruz!

Merhaba! Yeniden bir gezi yazısı ile karşınızdayım. Bu sefer Paris’e gidiyoruz. Bu yazımda “Paris’te 3 gece 4 gün” nasıl en verimli şekilde değerlendirilir, bundan bahsedeceğim. Paris’te konaklamalı bir gezi planladığınızda otel masrafları, uçak veya tren bileti, müze girişleri, gün içinde yiyeceğiniz öğünler derken masraflar bir anda uçabiliyor:) Biz kendi adımıza, Paris’te bir turistin mutlaka görmesi gereken çoğu yeri gezdik ve bu 4 günü en iyi şekilde değerlendirdiğimizi düşünüyoruz. Şu an birlikte çalıştığımız ve daha önce Paris’te yaşamış bir iş arkadaşımızın bize yol göstermiş olması ve önceden gideceğimiz yerleri planlamış olmamız da bizi bu konuda avantajlı kıldı. 
 
Paris için her günü ayrı ayrı değerlendirip olabildiğince fazla bilgiyi sizinle paylaşmaya çalışacağım. O zaman başlayalım:)
 
Öncelikle Paris’e gideceğiniz tarihten bir ay önce gibi bir zamanda kalacağınız oteli ayarlamanızı öneririm. Eğer otelim Eiffel’i görecek, turistik yerlere yakın olmalıyım gibi bir düşünceniz varsa otelin yıldız sayısı artıyor ve yüksek fiyatlar ödemeniz gerekiyor. Ancak Paris çok gelişmiş bir metro hattına sahip ve istediğiniz noktaya metroyu kullanarak kolayca ulaşabiliyorsunuz. Bunu da hesaba katarak biz otelimizi Montmarte civarına yakın Clignancourt bölgesinde 4 yıldızlı bir otel olan “Best Western Le 18” otelde kahvaltı dahil olarak ayarladık (burada reklam değil örnek amaçlı yazdığımı belirtmek isterim). Sonrasında da tabiki gidiş biletimizi olabildiğince erken şekilde ayarladık.

Bizim oturduğumuz şehir Paris’e hızlı tren ile 1,5 saat mesafede olduğundan ulaşım olarak bu yolu tercih ettik. İlk hızlı tren deneyimimizi de bu şekilde yaşadık, 300 km/h hızı görünce baya mutlu olmuştuk nedense:) Trenden Gare de l’Est ana istasyonunda indikten sonra maceramız başlıyor.

İlk iş, metroyu her gün kullanacağımızı da hesaba katarak topluca biletlerimizi almak oluyor. Şehir içi ulaşımda kullanacağınız biletleri 10’lu şekilde aldığınızda hem bir miktar daha ucuza geliyor hem de her istasyonda bilet alma derdiniz olmuyor. Aldığınız bu bilet Zone 1-2’de geçerli oluyor ve herkes tarafından ziyaret edilen turistik bölgeleri (Eiffel tower, Louvre museum, Luxembourg garden gibi) kapsayan bölge burası. Eğer Versay sarayını veya Disneyland’ı gezmek isterseniz, bölgeyi değiştirdiğiniz için ayrı bir bilet almanız gerekiyor. Örneğin bu iki yere gitmek istediniz, her biri şehir merkezinden yaklaşık 1 saat uzaklıkta. Biz kısa süreliğine Paris’te bulunduğumuz için bu gezimizde Zone 1-2’den dışarı çıkmayı tercih etmedik ancak elbette ki hepsi görmeye değer yerler:)

Nerede kalmıştık.. Evet biletlerimizi alıyoruz ve otelimize doğru yola çıkıyoruz. Öncelikle Paris’te birçok metro hattı var, çoğu kesişiyor ve birçoğunda da aktarma yapmanız şart. Bu yüzden önerim otelinize ve gideceğiniz yere yakın duraklara önceden bir bakmanız. Örnek vermem gerekirse, bizim ana tren garından Porte de Clignancort yönüne gitmemiz gerekiyordu, bu da M4 hattı oluyor. Ancak otelden şehir merkezine gitmek için M4 –> M9 yapmamız gerekiyordu. Aktarma yaparken ekstra bir kart basmanız gerekmiyor. Başta harita biraz karışık gelse de, size tavsiyem trene binmeden önce her istasyonda bulunan metro haritasından hatları kontrol etmeniz.

Metro ile ilgili de birkaç izlenimimi de paylaşmak isterim. Paris metro alt geçitleri, bekleme yaptığınız noktalar ve metronun içi fazlasıyla bakımsız ve pis gelebilir, ki öyle de. Hele ki Yenikapı-Hacıosman metrosu gibi bir yer bekliyorsanız kesinlikle kendinizi pis bir yolculuk yapacak olmaya baştan hazırlamanızı tavsiye ederim. İnsan profili olarak da sizi şaşırtacak tipler, durduk yere bağıran akli dengesini yitirmiş insanlar göreceksiniz. Her yerde var demeyin, Paris’teki yoğunluğu gittiğinizde siz de hissedeceksiniz. Ancak kimse kimseyi rahatsız etmiyor bu da güzel.

Ve otelimizde birer kahve içerek son yol planlarımızı da yapıp sırt çantalarımızı kapıp otelden çıkıyoruz. Bekle bizi Paris! 🙂

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.